10/11/2009 · Kategori: Hayat

ATATÜRK VE HALK
Atatürk tam bir halk adamıydı ve asıl kuvvet kaynağının halk olduğu inancında idi.
Cumhuriyetimizin 3. Yıldönümünde Ankara şehri, köylerden ve kasabalardan gelen halk ile dolmuştu. Tribünlerde geçit resmini selamlayan Atatürk'ü kadın, erkek bütün halk çılgınca alkışlıyordu. Atatürk, tribünden ayrılacağı sırada halk ile arasındaki asker kordonunun kaldırılmasını emretti, yaverini yanından uzaklaştırdı, halkın içine girdi. Ellerini halktan iki vatandaşın omuzlarına dayamış, adeta kendinden geçmiş ilerliyordu. Halk onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı. Hayli gittikten sonra :
- Artık otomobile binseniz dediler :
uyanır gibi oldu. Yanındakine :
- Sen belki ömründe sevmemişsindir; fakat hiç sevildin mi ? dedi. Bundaki zevk hiç bir şey de yok. Hele aşkın Türk Milleti olursa. Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın.
Taşhan'ın önüne kadar böyle, halkın kucağında geldi.
Cumhuriyetin 12. Yıldönümü için birçok döviz hazırlanmıştı. "Atatürk bizim en büyüğümüzdür.", "Atatürk bu milletin en yükseğidir."," Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı." Gibi döviz listesini gözden geçiren Atatürk hepsini çizdi, yalnız şunu yazdı :"Atatürk bizden biridir."
Atatürk der ki :"Millet sevgisi kadar büyük bir sevgi yoktur." İstiklal Savaşında benim de milletime yaptığım bazı hizmetler olmuştur sanırım. Fakat bunlardan hiç birini kendime mal etmedim. Yapılanların hepsi milletin eseridir, dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur.
Geçmişte medeniyetler kurmuş bir soyun çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Yarıda bırakılmış daha bir çok büyük işlerimiz vardır. Ben arkadaşlara şunu tavsiye ederim. Şahsınız için değil, kendisinden olduğunuz millet için çalışınız.
Falih Rıfkı ATAY
(Babamız Atatürk,1955)


Atatürk halkının içinde olan halktan bir liderdi.


Falih Rıfkı ATAY (1894-1971)
8/11/2009 · Kategori: Fikra
Sosyal Adalet
Genç işadamı Güney Afrika'da iş gezisindedir. Her şey umduğundan başarılı ve çabuk gelişmiştir.Sözleşme imzalanmış, dönüşüne tam bir gün vardır.
Büyük sinemalardan birinin önünden geçerken dikkatini "Ghandi" filmi çeker.
Hani şu bol Oscar'lı uzun film...
Hemen taksiden iner ve doğru gişenin önündeki kuyruğa... İnsanlar tuhaf-tuhaf, bakarlar genç işadamına:
- Beyefendi, siz yabancısınız galiba?
- Evet, nereden anladınız?
- Burada beyazlar kuyruğa girmezler, onlar doğrudan gişeye giderler biletlerini oradan alırlar.
Adam biraz mahcup, kuyruğu geçip gider gişeye. Evet... Beyazlar için ayrı bir pencere vardır gerçekten.
- İyi günler efendim, bir koltuk rica ediyorum, arkadan ve ortadan lütfen...
Gişedeki kız şaşkın:
- Beyefendi, siz yabancısınız galiba?
- Evet, nereden anladınız?
- Burada beyazlar, koltukta değil, locada otururlar.
- Peki, bir loca lütfen.
Adam locada filmi seyretmeye devam eder etmesine de, Güney Afrika'da bizim sinemalar gibi uzun-uzun aralar yok ki, sıkışır haliyle. Etraf karanlık, herkes filmi izliyor, dayanamaz ve ayağa kalkmaya karar verir. Tam kalkacak, yandaki sorar:
- Nereye beyefendi?
- Hiiç... tuvalete gitmem lâzım..
- Beyefendi, siz yabancısınız galiba?
- Evet, ama nereden anladınız?
- Burada beyazlar, tuvalete gitmez ki, locadan aşağı işeyiverirler.
Adam şaşkındır, tek güvendiği etraftaki karanlık... Locanın korkuluklarına dayanır ve tam çişini ederken, aşağıdan bir zenci seslenir:
- Heeey sen yabancısın galibaaa...!!!
Adam iyiden iyiye şaşkın, karanlıkta ve sadece çişinden tanındığı için ürkmüş...
Aşağıdaki devam eder:
- İnsan sadece birinin kafasına etmez ki, şöyle bir serpiştirir... Bu memlekette sosyal adalet diye bir şey var






8/11/2009 · Kategori: Yasam

Alman Die Welt Gazetesi bir HAÇLI SEFERİ daha başlatarak menfur bir anket başlatmış durumda.
Anketin konusu "BİR KÜRT DEVLETİ KURULMASINI İSTER MİSİNİZ ?" sorusu ile şekillendirilmiş hainâne bir amaca dayanıyor.
Bu hain çalışmaya bir Türk olarak gerekli cevabı vermek üzere öncelikle aşağıdaki linki tıklayarak ankete katılınız,
"Nein/Hayır" seçeneğini tıklayarak TÜRKİYE’mizin birliğine hizmet edelim, daha sonra bu linki kopyalayarak bütün arkadaşlarınıza gönderiniz.
Gâvuru, PKK'lısı ile karşı taraf harıl-harıl çalışıyor,
HAYDİ TÜRKİYE!
"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yasamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvelâ haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar."
Mustafa Kemal ATATÜRK

"Nein/Hayır" seçeneğini seçip, "ergebnis" yazısının üzerine tıklayın.
anket
http://www.welt.de/politik/ausland/article4436510/Geheimplan-zur-Loesung-der-kurdischen-Frage.html#vote_3433847Türkei:














Unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ulu önderimiz Atatürk ve ona güvenen yüce Türk halkı, birlik içinde olup kurtuluş mücadelesi vermeseydi bugün hiç birimiz yaşıyor olmayacaktık.
Türk, Kürt, Çerkez, Laz… ayırt edilmeden bir bütündür Türkiye Cumhuriyeti.
Her zerresinde şehit kanı var;
Bu VATAN eşsiz, bu VATAN kutsal,
Uğruna sevdalı, milyonları var;
Bu VATAN tarifsiz, bu VATAN güzel.
Bu VATANI sevelim; sahip çıkalım.
Bu VATAN bizim,
Bu VATAN hepimizin
Yılmaz ÇELİK
6/11/2009 · Kategori: Hayat

...Sonbahar ya da son (bir) Bahar...
Daha yeni alışmaya başlamıştık. Derken yaz günleri de alıp başını gitti, başka diyarlara… Hiç beklemediğimiz bir anda geliverdi Sonbahar. Hazırlıksız yakaladı bizi.
Şimdilerde tatlı bir telaş var tabiatta. Ufka doğru uzanan dağların beti benzi solmakta. Rüzgârlar keskin ve sert. Deniz kokuları getirmekte boğazdan.
Gözlerimiz o rengârenk çiçekleri aramaya başladı bile.
Her gün eskittiğimiz sokaklarda erguvanlara hasretimiz arttı.
O ruhumuzu okşayan, bize hüznü fısıldayan erguvanlara…
Bir ömrün baharında işte Sonbahar.
Gördüğümüz her şey kızıl renklere bürünmüş bir tabloyu andırıyor.
Yahya Kemal’in dediği gibi
‘Mevsim boyunca kendini hissettirir veda’.
Yurdundan yuvasından ayrılmış gibi ana kucağı dallardan düşen yapraklar.
Biraz dikkat kesilsek sessiz çığlıklarını duyar gibi oluruz yaprakların.
Kimsesiz çocuklar gibi kalakalmışlardır sokak ortasında…
Ateş düşmüş gibidir titreyen yüreğimize.
Her bir yaprak ilk ve son defa sonbaharını yaşıyor. Bir bozkır yalnızlığı vardır bu demde. Hüzünlüdür sonbahar…
Dışarıda Sonbahar ve içimizde son (bir) Bahar'ı düşleyen yüreğimiz
Bu hazan şöleninde ruhumuz sükûtu örerken şöyle denize nazır bir yerden tefekküre dalmak isteriz. Bir eylül seherinde ya da akşamın alacakaranlığında gözlerimize takılan ne varsa alır götürür bizi uzaklara… Ömür sonsuza akıp duran bir nehir..
Çoğu kez hicran çoğu kez hasrettir hazana teslim günler.
Yüreğimizi sarsar ansızın gelen yalnızlıklar.
Avare düşlerimiz ışığını arar.
Biraz da ihtiyarlığı hatırlatır bizlere sonbahar.
Bazen hafif-hafif çiseleyen yağmurlara eşlik eder gözlerimiz.
İnkisara uğrayan hayallerimizi düşünürüz. Düşünür de visal iklimine yol almaya çalışırız.
Bugünler de geçecek. Bunca hazırlık son (bir) baharda açacak çiçeklerin resmigeçidi için. Der demez ücretini peşin almışçasına kalbimizde üns esintileri esmeye başlar.
Sükûn ah evet sükûn… Serviliklerde, yolda, evde, sükûn her yerde.
Tıpkı mevsimler gibi bir gün ömrün de sonbaharı geliverir.
İnsan kuruyan ağaçları gördükçe bir-bir hatırlar geçmiş zamanlardaki Sonbahar'larını.
Bir defne dalı olur yeşil renkli ve canlı kalmak ister ruhumuz.
Gençlik yıllarında esen meltemler yerini çoktan poyrazlara bırakmıştır.
Hazanla düşen yapraklara daha yakın hissederiz kendimizi.
Tıpkı ağaçlar gibi yalnızlığı yaşarız en derin biçimde.
Işık huzmeleri ruhumuza hiç uğramamışsa ecel terleri döktürür bizlere
Nedense gönül hep son(bir) baharı yaşamak ister. Huzurlu bir hayat, rengarenk güzellikler, kuş cıvıltıları, ırmak çağıltıları.. Fakat yoktur artık taze bir bahardaki koyun-kuzu meleyişleri, o temaşasına doyulmayan manzaralar.. Artık her ses inleyen bir nağme. Her manzara bir hüzün bestesi..
Bir an için şair gibi ‘Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz / Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç’ akıldan geçse de yüreği şahlananlar sonbahar mı dinler?
Hem bize de ne oluyor ki sonbahardan şikayet edelim?...
Kışta gelip zemini hazır edenlerin ahdine vefasızlık olmaz mı?
Öyle diyordu “asrın beyin yapıcısı” soylu bir katran ağacının üzerinden Cennet-asa bir baharı müjdelerken.
Mevsim Sonbahar; şimdi terhis zamanı..
Hangi daldaki hangi yaprak daha önce düşecek toprağın kucağına kimse bilemez.
Belki de hep beklemekteler toprağa vuslat anını.
Bir gün bizler de gideceğiz sonsuz vuslat için son (bir) Baharda.
Gecelerin ardından gündüzlerin gelmesi gibi..
Hafif bir rüzgâr bizi de ayıracak bedenimizden. Umurunda mı olacak sanki dünyanın.
Olsun varsın.
Ümit yıldızları sönmedikçe kurur mu yapraklarımız. Çekilir yol verirler son (bir) Bahar'a..
Şimdilerde her sonbaharda yepyeni ve ter ü taze son( bir) bahara ne çok ihtiyacımız olduğunu bir kez daha hatırlarız. Ne çok muhtacız ömrün son demlerinde zülüflerini taradığımız gecelere.. ümitle tüllenen ufuklara.. ve yepyeni son (bir) Bahara..
Yaşar BEÇENE (Yağmur Dergisi sayı:38)
* Üns: Türkmence
İlgi, alâka
Osmanlıca: Alışma, alışkanlık, arkadaşlık
Köken Arapça: hem-dem (eşanlamlılar)
* Visal: Etimolojik anlamda sevgiliye kavuşmak olarak geçse de; zamanla kendisine kazandırılan anlamı, özündeki sevgiliye yani hakka kavuşmaktır. işbu sebepten dünyevi bab’da sevgiliye kavuşma anlamında kullanılan kelime; çoğunlukla visal yerine vuslat olmaktadır.
Visal köken olarak zaten vesile olmaktan gelir. Yani görünen, harici sevgili insanın özündeki sevgiliye ulaşması için bir vesileden, aracılıktan ibarettir.